Archive for Yazılar

Mimar Sinan’ın mektubu

suleymaniyecamii

Mimar Sinan…..

Birkaç yıl önce Süleymaniye Cami’sinin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalması üzerine en yetkin mimar ve mühendislerden oluşan bir ekip, camiinin bütün yükünü taşıyan kemerleri incelemeye aldı.

Kemerlerin içinde gizli bir bölme ekibin dikkatini çekti.

Bölmede, Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan Osmanlıca bir mektup vardı. Mektup’ta şöyle yazıyordu:

“Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz.”

Koca Sinan kademe kademe kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyordu. Heyet, Sinan’ın söylediklerini aynen uyguladı. Süleymaniye Camii böylelikle kurtarıldı. Bu not şimdi Topkapı Sarayı’nda saklanıyor.

Asırlar önceki bu incelik ve feraset, umarız günümüz mimarlarına ve müteahhitlerine örnek olur da, depremlerde bunca kayba neden olunmaz.

Kanaat tükenmez hazinedir

298804_271009482938424_164562920249748_727737_1083955552_n-1

“Kanaat tükenmez hazinedir.” Hadis-i Şerif

Bu mübarek hadis-i şerifinde Peygamber s.a.v. Efendimiz , artık dünyanın başına dert olduğu iyice anlaşılan üretim ve tüketim çılgınlığının manevi ilacını, kanaatkarlığı insanlığa hatırlatıyor.

Kanaat, insanın elinde olandan hoşnut olması, fazlasına tamah etmeme , kısmetine razı olma halidir. İnsanın istekleri her ne kadar sınırsız olsa da , yaşabilmek için ihtiyacı olan şeyler gerçekten pek azdır. SAhip olmada ve tüketmede ihtiyaç ölçüsünü gözden kaçıran , dünyanın geçici tat ve güzelliklerine tutkun, hırs sahibi kişi, ne kadar zengin olsada doygunluğa erişemez. Görünürde zenginleşse de ruhen adeta dilencidir. Oysa kanaatkar insan sürekli bir doygunluk hali içinde , adeta bütün dünya onunmuş gibi hür ve huzurludur.

Günümüzde sahip olma ve tüketme hırsının bir tür psikolojik tükenmeye yol açtığı ifade edilmektedir. Diğer taraftan dünyamızın sınırlı kaynaklarının insanlığın tutulduğu bu hastalık sebebiyle tehlikede olduğu , tabii dengelerin bozulduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla bu hadis-i şerifin işaret ettiği mana, bugün belki her zamankinden daha büyük önem kazanmıştır, denilebilir.

(Taberani, el Mu’cemü’l Kebir, Suyuti, Ed-Dürrü’l Mensur.)

Gençlik nimeti ve Şükrü

images-8

Gençlikte ibadet ve taate yönelmek ihtiyarlıkta bunu yapmaktan çok daha zordur. Çünkü dünya hayatının bin bir çeşit cazibeli oyunu tam da gençleri mest edecek şekilde kurulmuştur. Şeytan en çok gençlerle uğraşır ve insanın şehevi arzularının en üst olduğu dönem de yine gençlik çağıdır. İşte bu yüzden de Allah Rasulü (s.a.v) hadiste “Gençliğini Allah Teala’ya ibadetle geçiren kişinin, yaşlandıktan sonra ibadet etmeye başlayan kimse karşısındaki üstünlüğü, peygamberlerin diğer insanlara olan üstünlüğü gibidir” buyurmuştur.

Öyleyse bize düşen gençliğin ne büyük nimet olduğunu idrak edip bu çağı malayaniden uzak geçirmektir. Anne babalara düşen görev evladın ne büyük nimet olduğunu idrak edip gençliğini güzel değerlendiren evlatlar yetiştirme gayesinde olmalarıdır. Arkadaşın üzerine düşen görev dostluğun ne büyük nimet olduğunu bilip dostunu hayır için teşvik etmektir. Velhasıl Rabbimiz’in bize verdiği nimetleri idrak etmek ve onları en güzel şekilde değerlendirmek, şükrünü eda etmek ve bu şükrü geç kalmadan; en verimli zamanımız olan gençlikte yapmak bize verilen nimetler karşısında boynumuzun borcudur.

Kıskançlığında ölçüsü olmalıdır

images-10

KISKANÇLIĞIN DA ÖLÇÜSÜ OLMALIDIR

Kıskançlık hem erkeğin hem de kadının yaratılışında olan bir özelliktir. Lakin itidalli olduğu, ciddi ve haklı bir sebebe dayandığı takdirde makul olur. İnsanın yersiz vesveseler ile sevdiğini kıskanması esasında kıskançlık değil her iki taraf için de zulümdür. Zira kıskanan kimse zihnini meşgul eden yersiz şüphe ile gönlünü huzursuz ederken öte yandan da kıskandığı kimseye yaptığı baskı ile onu mutsuz etmektedir. Nitekim Allah Rasulü (s.a.v) bir hadisi şerifte; “Muhakkak ki yüce Allah bazı kıskançlıkları sever, bazı kıskançlıklara da buğz eder. Aynı şekilde bazı gurur ve kibri sever, bazılarına ise buğz eder. Sevdiği kıskançlık, kocanın bir şüphe neticesinde hanımını kıskanmasıdır. Sevmediği kıskançlık ise ortada herhangi bir şüphe ve leke olmadığı halde kocanın ailesini kıskanmasıdır…” buyurmuştur. Yani bir sebebe dayanan kıskançlık elbette normal ve fıtridir. Lakin ortada hiçbir şey yokken haddi aşıp yersiz şüphe ve kuruntulara kapılmak yüce Allah’ın sevmediği bir davranıştır.

Ayrıca unutmamamız gereken çok önemli bir husus da dinimizin bir insan hakkında hüküm vermek için koyduğu ölçüdür. Dinimiz hiç kimse hakkında zan, rüya, hayal yoluyla hüküm verilemeyeceğini açık bir şekilde bildirmiştir. İhtimal dahilinde olan bir olay netlik kazanmadıkça o olay hakkında “oldu” yahut “olmadı” diye hüküm veremeyiz. Neticesi olumsuz olan hadiseler bile abartılmadan, fitne çıkarmadan ele alınır. Dinimiz özellikle de namusla ilgili hususlarda daha da dikkatli olmamızı emretmiş, boş şüpheler ile hüküm vermeyi kesinlikle yasaklamıştır. Zira bizim hakkında hükmettiğimiz şey yanlış ise günahsız bir insana iftira atmanın yükünü de omuzlarımıza bindirmiş oluruz.

Yol ve Yolcululuğa Dair

11

Mübarek EROL kaleme aldı, BAŞYAZI bölümünde yayınlandı.

Tasavvuf yolu Hak rızasına ulaşma yoludur. Bu yolun bir gereği olarak daim hayırlı işler üzere olmak lazımdır. Kişi “Benim amelim güzel, niceleri var ki bunlardan mahrum..” der, kendini başkalarından üstün görürse, bu yolun en temel edeplerinden birini zayi etmiş olur. Diğer taraftan nice yanlışlar içinde olan bir kişi pişman olup tövbe ederse, bu davranışı onun hidayetine, kurtuluşuna vesile olur.

Tasavvuf, insanın sözüne sadık kalmasını sağlar. Bu söz, ister ezelde verdiğimiz ‘Kâlu belâ’ sözü olsun, ister bu dünyada iman edişimiz olsun, ister tövbe edişimiz olsun; tasavvuf bu sözlere sımsıkı sarılmayı sağlar, kulu istikamet üzere sabit tutar.

Ancak tasavvufun kendine has okulları, ocakları vardır. Kişi, bunlardan birine tabi olmadan bu yolda mesafe kat edemez. Sufi ne kadar marifet ve ciddiyet sahibi olursa olsun, kâmil bir mürşide bağlanmadıkça kemale eremez. Çünkü tasavvuf yolu rehbersiz olmaz. Rehbersiz çıkılan yolda belki kısa vadede başarı gösterse de uzun vadede büyük ihtimalle yolundan sapar ya da ilerleme kaydedemez, vaktini boşa harcar.